Pazartesi, Ekim 08, 2007

AĞAÇTAN DOĞAN ÇOCUKLAR


      Bundan sonra kız otağa gelir
     


      Dokuz Oğuz-On Uygur Destanı


      Dokuz Oğuzlar'ın ataları olan bir hakanın iki güzel kızı vardı. Bunlar ancak tanrılara layıktı. Babaları insanlardan ayrı bulundurmak için bu kızları, yaptırdığı bir kulenin içine koydurdu ve yalvararak Tanrı’yı çağırdı.
      Bunu üzerine Tanrı bir boz kurt olarak geldi, kızlarla evlendi. Tanrının bu kızlardan Dokuz Oğuz ile On Uygur evladı oldu. Bunlar zamanla çoğaldılar.
      Bu Dokuz Oğuzlar'dan türeyenler Kumlanco adı verilen ülkede oturdular. Burada Hulin adında bir dağ vardı. Bu dağdan Tuğla ve Selenka adında iki ırmak akardı. Bu ırmakların arasında da iki ağaç vardı. Bu ağaçların biri Kayın, öbürü de Çam idi. Bir gece bu ağaçların üzerine gökten nur indi. Gün geçtikçe ağaçlardan birinin karnı şişti. Dokuz ay on gün sonra ağacın karnında bir kapı açıldı. İçeride ağızlarında gümüş emzikler bulunan beş çocuk göründü.
      Daha çocuklar doğmadan bu ağaçların etrafında gümüşten bir daire türemişti. Ağaçlardan müzik sesleri geliyordu. Oradaki Dokuz Oğuzdan türeyen Türk'ler bu çocukları büyüttüler; adlarını Sungur Tekin, Kutur Tekin, Tukak Tekin, Or Tekin, Buğu Tekin koydular. Bunlar on beş yaşına gelince, baba ve analarını sordular. Halk onları iki ağacın yanına götürdü: “İşte bunlardan biri babanız, biri de ananızdır” dediler. Çocuklar bu ağaçlara saygı gösterdiler. (Sevgili anamız ve babamız) diye onlara sarıldılar. O zaman ağaçlar da dile gelerek evlatları hakkında hayırlı duada bulundular.
      Nihayet bir gün halk toplanarak, Buğu Tekin' i hakan seçtiler. Çünkü Buğu Tekin hem zeki hem de her boyun dilini, obalarının sayısını biliyordu. Bunun üç kargası vardı ki her yerden olup biteni haber verirdi.
      Buğu Tekin bir gece rüyasında; beyazlar giyinmiş, elinde beyaz bir asa tutan ak sakallı bir adam gördü. Bu adam fıstık şeklindeki (Yeşim Taşı) denilen taşı gösterdi: “Türkler bunu ellerinde tuttukça dört bucağa hakim olacaklardır” dedi.
      Buğu Tekin ve Gök Kızı:
      Buğu Tekin bir gece otağında uyumakta iken, birdenbire pencerenin açıldığını, içeriye gökten gelen güzel bir kızın girdiğini gördü. Buğu Tekin neye uğradığını anlayamadığından gözlerini kapayarak uyur gibi yaptı. Kız, Buğu Tekin'i uyandırmak için çok çalıştı, bir türlü uyandıramadı. Ümidini keserek pencereden çıktı, gitti.
      Ertesi gece kız yine geldi. Buğu Tekin kendisini yine uykuda imiş gibi gösterdi. Kız bu defa da uyandıramadan gitti.
      Sabah olunca, Buğu Tekin kızın tekrar geleceğini düşünerek, buna bir çare bulmak üzere vezirine açtı. Vezir dedi ki: “Bunda korkacak bir şey yok. Belki hepimizin sevineceği hayırlı bir iş vardır. Her halde bunun gelişi size kutlu bilgileri öğretmek içindir.Yarın gece gelirse artık kendinizi uykuda göstermeyin. O zaman niçin geldiğini anlarsınız.”
      Üçüncü gece kız yine geldi. Ama bu defa Buğu Tekin onu karşıladı, saygı gösterdi. Bu kız vezirin tahmin ettiği gibiydi. Gerçekten bir tanrıça ve gökten gelen bir kızdı. Buğu Tekin' e yeni bir din göstermek için gelmişti.
      Buğu Tekin'e: “Arkamdan gel” dedi.
      Buğu Tekin kızı takip etti. Gittiler. Nihayet (Ak dağ)'a ulaştılar. Buğu Tekin'e yeni bir dinin gizli taraflarını anlatmaya başladı.
      Bundan sonra kız otağa gelir, Buğu Tekin'i (Ak Dağ)'a götürürdü.
      Bu durum çok gece devam etti. Buğu Tekin yeni dinin esaslarını ve sırlarını öğrendi.
      Bir gece artık bu görüşmelerin sonu idi. Kız veda ederken;
      Gökte, yerde ne varsa hepsini öğrendiniz. Ben artık gelmeyeceğim. Yarından itibaren dünyanın dört bucağını fethe başlayın. Gösterdiğim yolda adalet yapın. Size öğrettiğim gerçekleri her tarafa yayın” dedi.
      Sabah olunca Buğu Tekin kardeşlerini çağırdı. Her birini bir orduya tayin ederek bunları dört bucağın fethine gönderdi. Kendisi de büyük bir ordu ile Çin üzerine yürüdü. Hepsi de seferlerini başardılar.
     


      TURA EDEBİYAT
     


0 Yorumlar: